EVRENİN ORİJİNİNİ ARAYIŞ
 Rev. Sun Myung Moon
 
 

 Saygıdeğer konuklar,bayanlar baylar;
 

 Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte dünyamızı  baştan  başa saran barış ve eşitlik ümitleride hızla yayılmaktadır. Liderler, uluslararası yeni gerçeklerin, değişimlerin büyük dalgalarıyla sürüklenip gitmesi gerçeğini ya kabullenemez hale gelmişler, yada konulara isteksiz  kalmışlardır.

Yeni bin yıllık mutluluk devresinin başlangıcında inancım şudur ki; geleneksel düşüncelerimizi  yeniden gözden geçirip önümüzdeki bu yeni fırsatları daha geniş bir biçimde değerlendirmeliyiz. Hayatım boyunca savunmakta olduğum Dünya Barışı ve Gerçek Aile Değerlerini burada sizlerle paylaşmak benim için bir şereftir.
Bu dünyada iki çeşit insan vardır; erkek ve kadın. Bu iki insan pozisyonlarını değiştirebilirlermi?. Doğumunuz, sizin kişisel arzunuz doğrultusunda maskülen yahut feminen olabilirmi? Yahut, şahsi tercihinize göre doğmanız mümkünmü? Bizlere verilen cinsiyet mutlaktır ve bir tercih değildir. O’nu ne düşündük nede istedik, ancak doğuş sebebimizin, sonucu ve gelişiminin bilincinde olmadan  doğduk.

Bu durumda, bir insan ne denli yüce olursa olsun,  “sebepsel bir varlık” değil, ancak “sonuçsal bir varlık” olduğu inkar edilemez. Bu sebeptendir ki;” ilk neden” var olmalıdır. Bu ilk neden kimdir? Maskülen bir  varlıkmı? yoksa feminen bir varlıkmı? Bu ilk sebebe Tanrı diyebilir veya O’nu başka bir adla adlandırabilirsiniz. Fakat bu sebep mutlak suretle mevcuttur.

 Bugün aramızda dünyaca meşhur şahsiyetler bulunmaktadır. Diyebilirsiniz ki;“Tanrı nerede? gösterin, inanayım”. Fakat sizi, bu “ sebebi “ inkar etmemeniz için uyarıyorum.

Bugünkü konumuz;” Evrenin Orijinini Bulmak “ tır. Eğer evrenin orijinini bulmada daha derinlere inersek, Tanrıya ulaşırız. Şunu anlıyoruz ki; Tanrı, maskülen ve feminen çiftli özelliklerine sahiptir. Evren nasıl başladı?. Tanrı hakkındaki konuşmalarımızı şimdilik bir kenara bırakalım ve insanlığı düşünelim. Şu çok açıktır ki; insanlık, erkek ve kadın, yahut, özne ve nesne çiftlerinden oluşmuştur. Mineraller alemindeki moleküller, Anyon ve katyondan oluşmuşlardır. Bitkilerse, ercik ve dişiciklerden üremişlerdir. Hayvanlar, erkek ve dişi, insanlarsa, erkek ve kadından teşekküldürler. Yaradılışı incelediğimizde, mineraller, bitkiler veya hayvanlar aleminde, daha yüksek seviyelerdeki pozitif ve negatifin, daha alt seviyelerdeki pozitif ve negatifleri absorbe ederek var olup gelişmekte olduklarını gözlemleyebiliriz. Neden durum böyledir?. Çünkü var olan dünya’nın, tüm yaradılışın efendisi pozisyonundaki insanlığın mükemmele erişebilmesinde sorumlu olmasındandır. Mineraller dünyasında özne ve nesne olan pozitif ve negatif ideal sevgiye merkezli olarak bütünleşir ve böylece var olur. Aynı yolla, bitkiler alemide özne ve nesne  olan pozitif ve negatif, sevgiye merkezlenerek var olur. Tıp ilmi bugün bizlere, bakterilerin dahi pozitif ve negatif olarak var olduklarını işaret etmektedir.

Özne - nesne, veya pozitif - negatif bu birliği nasıl sağlıyorlar? Öpüşerekmi?. Sevgi bir kavram değildir, ancak cisimsel bir hakikattir. O halde gerçek nedir? Hangi sevgi üzerinde durur?. Siz sayın başkanlar ve muhterem konuklar; bilmediğiniz birşey var; erkeği erkek, kadınıda kadın yapan şey. Cevabı ise; cinsel organlar. Aramızda cinsel organlardan hoşlanmayan varmı?. Eğer hoşlanıyorsanız ne derecede? Bugüne kadar cinsel organlara verilmesi gereken değeri vermeyi düşünmemiş olabilirsiniz. Ama şu andan itibaren onlara değer vermelisiniz.
Gelecekte dünya nasıl olacak?. Eğer cinsel organlara mutlak suretle değer veren bir dünya ise, o zaman bu dünya iyimi? yoksa kötümü olacak?, başarılımı olacak yoksa telefmi olacak?.Bu bir şaka değil. Tanrı insanları yaratırken, hangi kısma en büyük yaratıcılık eforunu sarfetmiştir?. Gözlermi?, burun, kalp yada beyinmi?. Tüm bu organlar sonuçta öleceklerdir. Dünya Barışı için Aile Federasyonu’nun amacı nedir?. Eğer insanlık, erdemliliğin tüm geleneksel kategorilerini, dini ve diğer tüm insanlık normlarının ötesine geçebilecek ve cinsel organlarlada mutlak uyumun olduğu, aynı zamanda Tanrıyı karşılayacak alkışların toplandığı bir dünyada olsaydı, acaba bu dünya nasıl olurdu?.

Erkek ve kadın olarak doğduğumuzda cinsel organlarımızın sahibi kimdir?. Aslında koca’nın cinsel organı karısının, karı’nın cinsel organıda kocasınındır. Bizler, cinsel organın karşı bir sex’e ait olduğunu bilmiyorduk. Bu çok sade bir gerçektir. Bu gerçeği inkarda edemeyiz. Hatta tarih, binlerce yıl ilerlesede bu gerçek değişmeyecektir.
Her erkek kendi cinsel organının kendine ait olduğunu, her kadında kendi cinsel organının kendine ait olduğunu düşünür. İşte bundan dolayı dünya telef olmaktadır. Herkes, cinsel organların sahipliği konusunu yanlış anlamıştır. Hepimiz sevginin mutlak, sonsuz ve rüya gibi olmasını düşünürüz, ancak, sonsuz sevginin sahipliğinin karşı bir sex’te olduğu gerçeğini net bir biçimde anladığımızda dünya, şimdi içinde bulunduğu pozisyonunda kalamayacaktır. Sayısız alim ve Ph.D sahibi  olmasına rağmen, hiçbiri bu konuyu düşünmemiştir.

Aranızda bunu inkar edecek varmı?. Bunu ebeveynlerinize, büyük ebeveynlerinize, büyük büyük ebeveynlerinize, orijinal atalarınıza ve hatta evrenin sahibi olan Tanrıya dahi sorsanız, hepsi bununla mutabık olacaklardır. Bu evrensel bir kanundur. Evren varlığını milyarlarca yıl dahi sürdürecek olsa, bu gerçek kalacaktır. Doğal sonuç olarak; Tanrı’nın karşısına çıktığımız  zaman O, sizin dürüst olup olmadığınıza, bu değişmez gerçek kanuna göre karar verecektir.

Hatta Ademle Havva’nın düşüşü, bu kanunun ihlaliyle meydana gelmiştir. Ademle Havva, kendi cinsel organlarının kendilerine ait olduğu gibi hatalı bir düşünceye sahiptiler. Bir düşünün! Allah Ademle Havvayı, yalnızca bir meyveyi yemelerinden ötürü kovarmı?. O, böyle hissiz bir Allah değildir. Allah onları; evrenin çalışmasını sağlayan ana temel ölçüde karşılaşmadıkları için kovdu. Onlar, sevginin can damarında yaptıkları hatadan dolayı, evrenin herhangi hiçbir yerinde şükranla karşılanmadılar. Mineraller, bitkiler ve hayvanlar aleminde cinsel organ olan pozitiflik ve negatiflik, biribirlerine hediye olarak verilen sevgi eşleri uğruna muhafaza edilmiştir. Ademle Havva işte bunu bilmiyorlardı.

Peki o halde neden cinsel organlarımız var?. Sevgi için. Maskülen ve Feminen, sevgiyi bulsunlar diye mevcuttur. Tanrı’nın özellikleri nelerdir?. Tanrı mutlak, eşsiz, sonsuz ve değişmezdir. Peki sevginin sahibi kim? Sevginin sahibi ne erkek, nede kadındır. Sevginin sahibi Tanrı’dır. Sevgide, sevgiyle merkezlenerek Tanrı ve insan bütünleşir. Bunun nedeni; hem Tanrı hemde insanın mutlak sevgiye ihtiyaçları olduğundandır.

Tanrı; ne tür bir sevgiye gerek duyar?. Peki ya siz?. Sizin ve benim olduğu gibi Tanrıda mutlak, eşsiz, değişmeyen ve sonsuz bir sevgiye, bizlerde mutlak,eşsiz, değişmeyen ve sonsuz bir sevgiye gerek duyarız. Öyle görünüyor ki hepimiz Tanrı’yı yansıtmaktayız.

Tanrı’nın kendinde maskülenlik ve feminenlik, pozitiflik ve negatiflik mevcuttur. Tanrı’nın tecellileri olmak üzere yaratılmış insanlar erkek ve kadın olarak yaratılmışlardır. Erkek ve kadın evlendilermi, onlar cisimleşmiş pozitif ve negatif olarak Tanrıyı yansıtırlar. Bu, Tanrı’nın arzusudur ki; bizler evlendiğimizde, Tanrı’nın dikey sevgisini merkez alarak bütünüyle yatay bir birlik içine girmekteyiz.

İnsan bedeni yatay konumdadır ve dünyayı simgeler. Bir diğer taraftada vicdan, sürekli dikey konumda sever ve sürekli daha yüce bir bakış açısı araştırır. Buna göre insanlar, Tanrı’nın dikey standardıyla bütünleştikleri noktayı, karşı konulamayan bir güçle ararlar. İşte bu nokta merkez olmalıdır ve erkekle kadın birbirlerini bu noktada karşılamalıdırlar. Böylece, bu merkezden doğan her kişi çocuk sevgisi, kardeş sevgisi ve karı- koca sevgilerini tecrübe ederek büyüyüp gelişecektir. Olgunluğa erişmiş bir beden dünyayı temsil eder ve olgunluğa erişmiş bir akıl, Allah’ı merkez alır. Bu nihai noktada akıl ve beden yatay ve dikey boyutlarda bir” tek bütün” haline gelir ve mutluluk için gerekli olan zemini kurarlar. Mutlak bir varlık olan Tanrı, yalnızca bu noktada mutlak sevgiye merkezlenerek hoşnut olur. O yerde, sevgi eşleri olan karı- koca da hoşnut olur.

Ebeveyn - çocuk, karı - koca ve erkekkardeş - kızkardeş, zikredildikleri sıra ile birisi birine ve diğeri ötekine ait olmak üzere temsil ettikleri kuzey - güney, doğu - batı, ön ve arka, bu tek noktada bütünleştiklerinde ideal ve global bir şekil yaratılmıştır. Doğuda şöyle bir atasözü vardır; “Ebeveynler ve çocuklar tek bir bedendir. Ek olarak karı - koca, erkekkardeş - kızkardeş bir bedeni oluştururlar. Bu geleneksel hikmet’in dayandığı şey nedir?. Bu yalnızca üç ilişkinin, gerçek sevgiye merkezli olarak oluşturdukları ve tüm boyutlara genişledikleri bir alanı oluşturmakla mümkün kılınır. Bu ilişkiler, tek bir  merkezle saha oluşturmalıdır. Yalnızca tek bir merkez olmalıdır. Gerçekte bu ilişkiler tek merkeze sahip oldukları için “ Birlik “ te mümkündür. Tanrıyla insanlar arasındaki ilişki, ebeveyn - çocuk ilişkisidir. Böylece Tanrı ve insan, gerçek sevgiye merkezlenerek bütünleşmeliler.

Saygıdeğer hanımlar ve beyler, insanın arzusu nekadar yüksek? Aklınız, Tanrıyıda aşacak sınırları zorlamak ister. Bir insan ister kadın ister erkek olsun ve içinde bulunduğu durum o kadar iç açıcı olmasa dahi, Tanrı’nın istediği dünyadan daha büyük bir dünyayı arzular. Tanrı sevgisi’nin evladı olarak Tanrıya  “ Allahım lütfen gel “ deseniz gelmezmi? Birinin karısı ne kadar çirkin olursa olsun, fakat kocası onu gerçektende seviyorsa, karısı kocasını nezaman çağırırsa kocasıda doğal olarak eşine koşacaktır. Gerçek sevgiye merkezlenerek yapılan birlikle, karısının çağrısına yanıtverecektir, yaşlı olan genç olanın çağrısını, genç olan ise yaşlı olanın çağrısını izleyecektir ve hiçbiri biribirinden ayrılmak istemeyeceklerdir.

Eğer Tanrı tek başınaysa yalnızlık hissedermi? Peki O’nunyalnızlık hissettiğini nasıl anlayabiliriz? Saygıdeğer bayanlar ve baylar, Sevginiz varmı? Hayatınız varmı? Sperm ve yumurtalarınız varmı? Vicdanınız varmı? Bunların hepsini beyan edebilirsiniz, peki sevgiyi görmüşlüğünüz varmı? Hayatı, Kan bağını, Vicdanıgörmüşlüğünüz varmı? Bunlara hiç dokunabildinizmi?. Onların varlığını biliyorsunuz, ama onlara dokunup göremiyorsunuz. Onları, aklınızın sezgi ve muhakemesi sayesinde biliyorsunuz. Aynı şekilde Tanrıyı hiç görmemiş yada dokunmamış olabilirsiniz ama “Tanrı yoktur” diyemezsiniz. Hangisi daha önemli? Görünenmi yoksa görünmeyenmi? Eminim ki sizlerde farkındasınız, “görünmeyen “ görünenden  daha önemlidir. Para, pozisyon ve onur’u görüp dokunabilirsiniz. Fakat sevgi, hayat, kanbağı ve vicdanı görüp dokunamazsınız. Hepimiz onlara sahibiz ama neden onları göremiyoruz?. Çünkü onlar bizimle bütünleşmiş durumdalar. Akıl ve beden mutlak bütünlükte kaldıklarında onları hissedemezsiniz.

Göz kırpmanızı hissedebiliyormusunuz?. Onların kırpmalarını üç saat saymayı deneyin. Hergün yaptığınız solunumu sayıyormusunuz? Sağ elinizle göğsünüzün sol tarafına dokunun. Birşeyin attğını hissedebiliyormusunuz?. Kalbinizin atışlarını hissedebilirsiniz. Kalbinizin attığını günde kaç kez hissediyorsunuz?. Stetoskop yardımıyla kalbinizin atışlarını dinlediğinizde sanki birer bomba patlaması gibidirler. Ancak bizler yoğun olduğumuzda, haftalarca ve hatta aylarca bunun farkında bile olmadan yaşar gideriz. Biraz düşünün! Başımıza konan küçük bir sineği anında hissederiz, fakat gürültüsü küçük bir sineğinkinden yüzlerce kez daha büyük olan kalp atışlarımızı hissedemeyiz. Çünkü bizler kendi bedenlerimizle bir bütünüz.

Bunları sizlerle paylaşmamı kabalık olarak algılayabilirsiniz, ancak ben sizlere bir örnek vermek isterim. Her sabah banyoyu kullanırsınız. Büyük abdestinizi yaptığınızda bir gaz maskesi kullanırmısınız?. Bu gülünecek bir konu değil, çok ciddi bir konudur. Eğer bu işi yanıbaşınızdaki biri yaparsa, kendinizi en kısa zamanda uzakta uygun bir yere atarsınız. Fakat kendi kokunuzun farkında bile olmazsınız. Çünkü o şey bedeninizle bir bütündürde ondan. Bundan dolayıda o’nun kirli olduğunu düşünmezsiniz.

Genç iken, burnunuzdaki kurumuş sümüğün tadına hiç baktınızmı?. Tatlımıydı? Yahut tuzlumu?. Tuzluydu değilmi?. Eğer cevap verebiliyorsanız, demek ki tadına bakmışsınızdır! Neden o’nun kirli olduğunu hissetmediniz?. Çünkü o, sizin bedeninizin bir parçasıydı. Moon, dünyada hiç kimsenin bilmediği bir şeyin farkına vardı.
Balgamınız geldiğinde onu bazan yutmuşsunuzdur, doğrumu?. Peki ya bugün burada olanlar?. Sizin böyle bir tecrübeniz varmı?. Dürüst olun! Nedee onun kirli olduğunu hissetmiyorsunuz?. Çünkü balgam, bedeninizle bütünleşmişti. Hepimiz günde üç öğün yemek yiyoruz; sabah, öğle, akşam. Ağzınızdan içeriye yaklaşık 12 inç gittiğinizde, orada bir asit fabrikası göreceksiniz. Günde üç öğün yemek yiyerek bu asit fabrikalarına çiğ materyaller sağlıyoruz. Bunu bildikten sonra, yemeği ağzınıza hala çatal ve kaşıklamı alırsınız?. Bizler biliyoruz ki, midemizde bir asit fabrikası var, fakat bizler o’nun üstünde, o’nun varlığını dahi hissetmeden yaşamaktayız. O’nu neden hissetmiyoruz?. Çünkü onunla bütünleşmiş durumdayız. Aynı şekilde bizlerin sevgimiz, hayatımız, kanbağımız ve vicdanımız var. Çünkü onlar bizimle dengeli bir bütünlük içinde olduklarından dolayı onları hissedemeyiz. Tıpkı bizi çepeçevre kuşatmış atmosfer basıncını hissedemeyişimiz gibi.

Bizlerdeki gibi, Tanrı’nında sevgisi, hayatı, kanbağı ve vicdanı vardır, ancak O bunları tek başına hissedemez. Çünkü onlar mutlak bir dengede olduklarından, Tanrı onları hissedemez. İşte bundan dolayıdır ki; Tanrı’nın nesnesel bir gerçeğe ihtiyacı vardır. Böylece biz bu bakış açısıyla, nesnesel bir tamamlayıcıya ihtiyacımız olduğunu anlayabiliriz. Birisi tekbaşınayken, o kişi kendini hissedemez. Fakat bir erkek bir kadına görünürse, bir kadın bir erkeğe görünürse, sevgi ve kanbağı’nın uyarımı şimşek ve gökgürültüsü gibi patlayacaktır. Bu konu hakkında tümüyle ayık olmalısınız. Bizler, bu gerçeği bilmeden yaşadık. İnsan, Tanrı’nın mutlak bir sevgi ortağına gerek duyduğunu anlayamadı.

O halde Tanrı’nın sevgi ortağı kimdir?. Bir maymunmu?. Eğer insanlık bir sonuçsa, bize sebep maymunlarmıdır?. Maymunlar bizim atalarımız olabilirmi?. Böyle anlamsız bir şeyi konuşmaya bile değmez. Bir yaşam’ın, amiple başlayıp insan formuna erişebilmesi için binlerce seviyelerdeki sevgi kapılarından geçmiş olması gerekmektedir. Yaşam, otomatik olarakmı gelişir?. Kesinlikle hayır! Tüm hayvanlarda olduğu gibidir. Biyolojik türlerin ayırımı çok titizdir. Hiç kimse, biyolojik türlerin ayırımını ihlal edemez.

İnsanla maymundan melez olarak oluşan atalarımızın maymun olduklarına inanan materyalistler; yeni bir hayat şeklinin ortaya çıkacağına inanıyormusunuz?. Binlerce yıl denenmiş olsa bile başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Neden olmaz? Bu konu üzerinde düşünmelisiniz.

O halde Tanrı’nın neye ihtiyacı olacak?. Bedeninizin  hangi kısmına Tanrı’nın daha çok ihtiyacı var?. Gözleriniz, Elleriniz, beş duyunuz?. Kendi içinde hem maskülenlik hemde feminenlik mevcut. Ancak bir Baba olarak var olabilmesi için, O’nun varlığı, maskülen öznedir. Bunu aklımızda bilerek, Tanrı’nın bir sevgi ortağına gereksinimi olduğunu söyleyebilirmiyiz?.

O halde yaradılışında ne yada kim O’nun sevgi ortağı olabilir?. Acaba yalnız başına “erkek” olabilirmi? Veya” kadın” bir tek başına Tanrı’nın sevgi ortağı olabilirmi?. Tanrı ne tür bir ortak istemektedir?. Tanrı, zenginliği çok büyük olan bir ortakmı ister?. Bilge birini yahut büyük bir otoriteye sahip bir ortakmı arzu eder?. Hayır! Bunların hiçbirinin önemi yoktur. Tanrı, bir sevgi ortağı istemektedir. Böylece, karı -kocanın tek bir beden olup bütünleştikleri yer olan cinsel organlarının merkezlendiği yerde, Tanrı ortaya çıkıp bizimle karşılaşmak ister.
Bu neden, karı ve kocanın Tanrıyı merkez alarak bir bütün oldukları yerdir?. Çünkü sevgi mutlaktır ve o yer, karı - kocanın bir bütün olmaları için arzuladıkları mutlak yerdir. Yatay olarak baktığımızda, pozitif olan erkek ve negatif olan kadın o merkeze yaklaşırlar. Tanrıda da, maskülen ve feminen özellikler pozitif ve negatif olarak” bir bütün“olurlar. Tanrıdaki bu birlik büyük bir artı, büyük bir eksiyle bütünleşir. Şöyle ki; erkek ve kadının birliğidir. Bu birlik konusundaki durumla ilgili sorular gelebilir.

Evlilik nedir?.Evlilik neden önemlidir?. Evlilik önemlidir, çünkü evlilik, mutluluğa giden yolu bulmaktır. Evlilik, yaşamı yaratmanın yoludur. Bir kadın ve bir erkeğin hayatlarının birleşip bütünleştiği yoldur. Erkeğin soyu ile kadının soyunun kaynaşıp bir tek bütün haline geldiği yerdir. Tarih, evlilik vasıtasıyla başlar, evlilikle milletler ortaya çıkar ve ideal bir dünya başlar. Evlilik olmadan bireylerin, milletlerin ve ideal dünyanın varlıklarının anlamıda olmaz. Formül budur. Kadın ve erkek mutlak suretle bir bütün olmalıdırlar. Ebeveynler ve çocuklar Tanrıyla mutlak bir bütünlüğe sahip olmalılar, Tanrıyı sevip, Tanrıyla yaşayıp, Tanrıyla ölmeliler. Ölüpte ruh aleme gittiklerinde, gittikleri yer “Cennet “ diye adlandırılır. Fakat bu ideali gerçekleştiren ne birey, ne bir aile nede bir millet mevcut değildir, dünya ve insanlık bu ideali henüz gerçekleştirmiş değillerdir, bundan dolayıda Tanrının arzuladığı Göklerin Hükümdarlığı bomboştur. Bugüne kadar ölmüş olan tüm insanlar cehenneme düştüler. Göklerin Hükümdarlığına hiç kimse giremedi.

Bu perspektiften bakıldığında, insanlığın kurtarıcısı olarak geldi, ancak Göklerin Hükümdarlığına giremedi. Bunun yerine Cennet’e girdi. O’ nun, Göklerin Hükümdarlığına girebilmesi için bir aile kurmuş olması gerekmekteydi. İşte bundan dolayıdır ki İsa yeniden gelmek istemektedir. İsa evlenmeliydi, aile kurmalı, ve bu aile içinde Tanrıya hizmet edip onunla yaşamalıydı, daha sonrada ailesiyle birlikte Göklerin Hükümdarlığına girmeliydi. O, tek başına Göklerin Hükümdarlığına giremezdi. Bundan dolayı Kutsal Kitapta şöyle der: “Dünyada bağlandığınız şeyler, cennettede sizi bağlayacak, yeryüzünde kaybettiğiniz şeyleri cennettede kaybedeceksiniz”. Dünya üzerindeki problemleri çözmeliyiz. Hastalığa dünyada yakalanıldığına göre, iyileştirilmeside dünya üzerinde olmalıdır.

İnsanlık, düşmüş nesilden oldu. Bu yüzdende bizler düşmüş bir çevrede büyümekteyiz. Bu sahanın üstüne erişebilmek için bir temel atmadan Göklerin Hükümdarlığına girmeye muktedir değiliz. Düşmüş bir sahada bulunan insan, ne kadar zor olursa olsun içinde bulunduğu sahayı yok etmelidir. Bunun üzerine İsa şöyle söylemiştir: “Her kim hayatını bulmaya çalışırsa onu kaybedecektir, fakat her kim benim için hayatını kaybederse onu bulacaktır”. Bu ölüm yolunda karşıya geçmek için onu idrak edip, hayatlarımızı baştan sona kadar riske atıp onu aşabilmeliyiz.
Aileleriniz düşmüş bir çevrenin içinde. Toplumlarınız vede milletlerinizde aynı durumdadır. Mücadele edip yenmelisiniz. Düşüş, Ademin ailesinde meydana geldi. Ademle Havva, cennet bahçesinden kovulmadan evvelmi yoksa sonramı çocuk sahibiydiler?. Onlar, kovulduktan sonra çocuk sahibi oldular. Ailelerini, Allahla hiçbir ilişkiye girmeden kurdular. Bunu bilmeden Göklerin Hükümdarlığına nasıl girebilirsiniz?. Bu akla uygun değildir; Cehaletle, mükemmel ideale erişemezsiniz. Bu benim sizlere olan uyarımdır.

Moon’un düşüncelerinin doğru olup olmadığını anlamak için dua edin. Benim, bu yolu bulmadaki katlandığım sayısız güçlükleri hiç kimse bilemez. Hiç suç işlememiş olmama rağmen, bu yolu bulabilmem için altı değişik hapishanede ıstırap çektim. Bu gerçek vasıtasıyla, eşsiz bir değere sahip olan genç insanlara bir saat içinde öğretebilir ve onların daha güçlü olmalarını sağlayabilirim. Bazıları benim, gençliğin beynini yıkadığımı söylemekteler. Ancak gerçek şudur ki; ben onları, mantıksal bir gerçekle aydınlatmaktayım. Ateistler, gerçeğe karşı bir sav olan, Tanrı’nın olmadığını bilimsel ve mantıksal olarak ispat etmede başarısız olmalarından bu yana sessizliğe bürünmüşlerdir. Hiristiyanlar, doktrinlerimiz farklı olduğundan dolayı, delalete düştüğümüzü öne sürüp bizi yok etmeye çalışmaktalar. Ancak bu durumda, dini inançlara aykırı olduğu söylenilen sözde bu tarikat hakikatin tarafındadır.

Şeytan, Tanrı’nın tarafında olan herşeyden nefret eder, Tanrıda, şeytanın tarafındaki herşeyden nefret eder. Dünyada bulunanlar Moon’u seviyorlarmı?. Siz buraya yalnızca Moon’un neler yapmakta olduğunu bildiğiniz  için geldiniz. Bunu bilmeseydiniz gelmeyecektiniz.

Eski Sovyetler Birliğindeki gençlik te Moon’un neler yaptığını görüp öğrendiler. İdeolojik bir hava akımı içinde yaşayan bu insanlar kendilerini, ortaokullarda, liselerde, üniversitelerde ve hatta hapislerde Unification Perspektifini taşıyan çeşitli çok gelişmiş Ahlak ilmi kitaplarıyla entellektüel bir seviyede donatmaktalar. Eski Sovyetler Birliğindeki üç bin altıyüz okul bu tür kitapları kullanmaktadır. Onlar, benim öğretim’in, çökmüş batı kültürünün  bozucu etkisinden gelen homosexüellik ve özgür sex anlayışını yenebilmek için tek etkin bir öğreti olduğuna inanmaktalar. Ve onlar, “ Moon’a karşı gelen Amerikayı geçmeliyiz” sloganıyla niyetlerini açıkça ifade etmekteler. Moon ‘a katılımda Amerikayı geride bırakmak istemektedirler.

Bayanlar ve Baylar, Tanrıyı seviyormusunuz?. Tanrı, Moon’un bu çalışmalarını seyrederek hoşnutluk duyarmı?. Dünya Barışı için Aile Federasyonu Kongresi açılış toplantısında da bulunan sayın Schuller’in öğretisi, Vatikan’ınkiyle uyumlu olabilirmi? Onların öğretileri değişiktir. Bu durumda kimin öğretisinin doğru olup olmadığını Tanrıya sorun. Size anlattığım şeyin faydası şudur ki; sizin, İsa ve annesi Meryem konusundaki anlayışınız yanlıştır. Bir tek şeyi iyice anlamalısınız ; “Yeryüzünde bağlanmayan, Göklerin Melakutundada bağlanamaz”. Bunu çok erken yaşlarda bilen Moon, bundan dolayı hayatını tümüyle, bu yolu izleyerek onların serbest olmaları için adamıştır.

İsa evlenmiş olacakmıydı?. İsa evlenecekti. İsa kadınmı yahut erkekmi?.Eğer kadın bir azize varsa, İsa o’nunla evlenmeyi arzu etmezmiydi?.Ademle Havva’nın yaradılışları esnasında, Allah onlara kendi cinsel organlarını bahşetti. Bunu neden yapmalıydı?.Tanrı onları olgunluğa erişir erişmez evlendirdimi?.Yahut evlendirmedimi?.
Problem, onların düşüşlerinde yatar. Düşüşe bağlı olarak onların kanbağları Tanrınınkinden şeytana geçti. Bundan dolayıda Tanrı onları Aden bahçesinden kovdu. Orijinalde, Ademle Havva, gelin pozisyonunda Tanrının tecellileri olacaklardı. Düşüş, böylelikle Allah’ın tecelli edeceği bedenlere vede ideale, Ademle Havva’nın Allah’a düşmanca bir tavır almalarını sağlayacak zehri akıttı. Allah, böyle bir olayı izlerken kimbilir ne büyük ıstırap çekti?. Düşüş, kendi kendinizi gömdüğünüz bir mezardan başka birşey değildir. Bu bir istimlak hareketiydi. İşte bu, özgür sex’in vede bireyciliğin kökü ve orijiniydi.

Amerika bugün nasıl bir toplumdur?. O, haddinden fazla bireycilik anlayışı içindeki bir toplum durumuna gelmiştir. Ayrıca, kişisel ilgilerin elde edilmeğe çalışıldığı, kendilerine haddinden daha fazla müsamaha göstererek, açgözlü bir biçimde özgür sex’i uygulayan bir toplum haline gelmiştir. Allah böyle şeylere müsamaha edermi?. Bu türden haddini bilmeyen bireycilerin hedefleri nelerdir?. Onlar, Gökleri ve dünyayı, milletlerini, toplumlarını, genişlemiş ailelerini ve hatta büyük anne ve babalarını terketmişlerdir. Bununda ötesinde, kendi ebeveynlerini, kız ve erkek kardeşlerini kaybetmişlerdir. Bundan dolayıda, çingeneler gibi yaşayıp, kar ve yağmur yağdığında, nereye gideceklerini bilemeyen hippiler gibi orda burda sürten insanlar halini almışlardır. Böylece, hayatlarını intihar ederek söndürme yoluna yönelmişlerdir. İşte bu; “bireycilik” anlayışının sonuçlarıdır.

Orijinal akıl, bu aşırı bireyciliği vede kişisel dokunulmazlığın bu denli maskaralık düzeyinde yükseltilmesini desteklemek istememektedir. Orijinal akıl, evrenden, milletten, çevremizden ve ebeveynlerimizden sevgi alarak yaşamayı istemektedir. Ancak insanlar ters yönde yürüdüklerinden, onların vicdanları çalışamaz duruma gelmiştir ve kendi orijinal akıllarında bile çelişkiye düşer bir duruma gelmişlerdir. Bundan dolayıdır ki; birçok insan yaşamak yerine ölümü tercih edip, uyuşturucu alarak gerçek güçlü olan bir yolla intihar etmektedirler. Şimdi bizler hakikate tanık oluyoruz,” ne ekerseniz ,o’nu biçersiniz”, sözü ispatlanmış oluyor.

Ademle Havva Aden bahçesinde hangi tohumu ektiler?. Bu tohum, özgür sex’in tohumuydu. Bu, inkar edilebilirmi?. Bundan dolayı onlar cinsel organlarını örttüler. Çocuklar bile, ebeveynlerin saklamış olduğu kurabiyelerden yedikten sonra gizlenmeleri gerektiğini bilirler. İşte bu, insan tabiatı’nın işleyiş şeklidir. Eğer bu iyilik ve kötülüğü bilme ağacının meyvesi gerçek bir meyve ise, o zaman Ademle Havva ağızlarını yahut ellerini gizlemeye çalışacaklardı. Halbuki onlar  cinsel organlarını kapattılar?.

Moon akıllı biridir. Bunu, size göre daha ehemmiyetsiz olduğum veya gösteriş yapmak istediğimden dolayı yaptığımı sanmayın. Düşüşün, evlilik dışı bir ilişkiden kaynaklandığı inkar edilemez.  Adem ve Havva’nın düşüşünün onarılabilmesi için, düşüşte gidilen yolun tam 180 derece aksi yönde bir yol izlemeliyiz. Biz, düşüşe bağlı olarak cehenneme giden bir soyu miras aldık. İşte bundan dolayı Kurtarıcı’nın gelmesi gerekmektedir.

Kurtarıcı, Allah’ın orijinalde Aden bahçesinde tasarladığı gibi bir aile kurabilecek bir ev sahibi gibi gelir. Bunu gayet net bir biçimde anlamalıyız. O, mantıksal olmalıdır. Kurtarıcı önce Allah’a hizmet edecek bir aile kurmalıdır. Bu aile vasıtasıyla bir millet oluşturmalıdır. Bu durumda aile, kilit noktasıdır. Kurtarıcının ailesine merkezlenerek, bir “aşı” işlemi olmalıdır. Problem, “ beni bu ölüm dünyasından kim kurtarır?” sorusudur. İşte bu yüzden tam ters istikamette bir yol alınmıştır.

Eski Ahit dönemine bakın. Bedel ödeme, yani” göze karşılık göz, dişe karşılık diş” e merkezli bir prensip doğrultusunda olmuştur. İshak’ın hanımı Rebeka’ya bakın, Yakubun kutsamayı alabilmesi için, büyük oğlu Esav’ı ve kendi kocası İshak’ı kandıran o kadın değilmidir?. Böyle bir Tanrı’ya karşı nasıl inancınız olabilir? Bugüne kadar hiç kimse bu soruları yanıtlayamamıştır. Moon, bu sorulara cevap bulan ilk kişidir. Çünkü Moon, Tanrı’nın gizemlerini bilen tek kişidir.

Şimdi, cennet ile cehennemi biribirinden ayıran ana hattı keşfedelim. Bunlar yukarıda havada bir yerdelermi?. Nerede?. O, sizin cinsel organınızdır. Bu çok ciddi bir konudur. İşte bu, göğün ve yerin altını üstüne çeviren şeydir. Bunu kim inkar edebilir?. Bu konu, Moon’un öğretisi olan İlahi Prensip’teki” İnsan’ın Düşüşü “ bölümünde açıklanmıştır. Eğer bunda şüpheniz varsa o zaman Tanrıya sorun. Çok güzel bir yapı içerisinde, mantıksal yöntemlerle açıklanmış vahşice rüyalarınızdanda öte bir konu kapsamında olan, Moon’un İlahi Prensibini inkar edemezsiniz.

Moon’un cennetemi yoksa cehennememi gideceğini düşünüyorsanız, ölüpte ruhsal aleme gittiğinizde bunu göreceksiniz. Eğer benim bu günkü yapmakta olduğum konuşmadan rahatsızlık duyduysanız intihar edip bunu gerçektende görebilirsiniz. Şunu bilmelisiniz ki; Moon, bu yolu bulma uğruna yüzlerce kez ölümle yüzyüze gelip onu yenmesini bilmiştir. Moon, Tanrıyı yüzlerce kez gözyaşlarına boğan bir kişidir. Tarihte Tanrıyı Moon’un sevdiği kadar seven hiç bir kimse yoktur. Bundan dolayıdır ki; dünya beni yok etmeye dahi kalksa, Moon, hiçbir zaman çökmeyecektir. Çünkü Tanrı beni korumaktadır. Eğer sizlerde Moon’un öğretisine bir adım atarsanız, sizde Tanrı’nın korumasına sahip olacaksınız.

Cinsel organ, hiçbir eğilimi olmaksızın hedefsiz bir biçimde oraya buraya giden kör bir insan gibi kulanılırsa, sizi hiç şüphesiz o’nun ev sahibi olarak cehenneme sürükleyecektir. Aynı şekilde cinsel organını, Allah’ın mutlak sevgi standardına göre kullanan biri ise, cennete doğru yol alacaktır. Bu çok net ve açık bir sonuçtur.

Ademle Havva, henüz genç iken düşmelerinden ötürü, Aden bahçesinde gölgelik bir yere ektikleri “özgür sex tohumu “yüzünden, bugün bizler çok ciddi bir gençlik problemiyle yüz yüzeyiz. Hasat zamanı olan Kıyamet gününde, gençler arasında başıboş özgür sex’in dünya çapında cereyan edecek önemli olayına tanık olacağız.
Şeytan, Kurtarıcı’nın, düşmüş sahadaki insanları Allah’ın gerçek sevgisine merkezleyerek, onları mutlak sevgi sahasına yükseltecek ve insanlığı kurtaracak bir stratejiyle son günlerde ikinci gelişle ortaya çıkacağını biliyordu. Şeytan, tıpkı başmeleğin Aden bahçesinde tanıttığı gibi, özgür sexten başka bir sevgi standardı bulamaz. Bundan dolayıdır ki; tüm dünyanın, özgür sex tarafından elbisesinin çıkarılıp çıplak bir hale sokulduğu ve özgür sex’in ölümcül yoluna yönlendirildiğini görebiliriz. Son günlerde, tüm insanlık bu yolu tıpkı başmeleğin nesilleri gibi yürümeye zorlanmıştır.  Bugünün nesilleri, Aden bahçesinde, şeytanın egemenliğine düşen Ademle Havvadan çıkış bulduklarından, Şeytan Allahın önünde geniş bir biçimde, dünyadaki kadınlara ve erkeklere istediği herşeyi yaptıracağına dair hak iddia edebilir.

Allah, şeytanın ne istediğini bilir.  Allah’a gitmek isteyen en son insana varıncaya dek onları özgür sex vasıtasıyla durdurmak istemektedir. Bir başka deyişle; Şeytan tüm insanlığı yok edip bu güzelim dünyayı cehenneme çevirmek istemektedir. Bugün içinde yaşadığımız dünya cehennem dünyası değilmidir?. Bundan dolayı, bu dünya üzerindeki cehennemin tam 180 derece ters istikamette giderek cennete giden yolu bulacağız. İkinci geliş gerçekleştiğinde Kurtarıcı, dünyayı kurtarıp bizi cennete yönlendirmek için gidilmesi gereken 180 derecelik tam aksi yöndeki yolu gösterecektir.

Özgür sex’ten tam 180 derece aksi istikamette olan bu yol nedir?. Özgür sex’in yolunun açılmasının nedeni; sahte ebeveynlerdir. Bundan dolayı Gerçek Ebeveynler gelmeli ve yanlış yolu onarmalıdır. Tanrı buna karışmaz. Ne bir otorite, ne  askeri bir güç nede politik yada ekonomik güçler bunu başarabilirler. Bu, sahte ebeveynler tarafından yapılmıştı. Bundan dolayıda, bunu Gerçek Ebeveynlerin açması  gerekmektedir. Gerçek ebeveynler kendi neşterleriyle bunu çalıştırmalılar. İşte bu yol insanlığın kurtulabileceği yoldur.

Günah işleyen herkes bunun bedelini ödemelidir. Sahte bir evlilik bir ailede gerçekleşmişti ve böylece kanbağını tam 180 derece bozmuştu. Bundan dolayı, cennete gidecek yolu açmaları için Gerçek Ebeveynler gelmeli ve 180 derecelik tam aksi istikamette olan evliliği hediye etmelidir.

O halde Tanrı Ademle Havvadan neyi istemekteydi? Allah onlardan mutlak sex istedi. Siz dünya liderleri, bu hakikati lütfen öğrenin ve kendi ülkenize götürün. Eğer ülkenizde mutlak sex’i korumak için bir kampanya başlatırsanız, aileleriniz ve milletiniz doğrudan cennete gideceklerdir. Mutlak bir sex varsa, otomatik olarak mutlak bir çift ortaya çıkacaktır. Özgür sex, homosexüel ve sevici gibi kelimeler doğal olarak yok olacaklardır.
Moon, dünya çapındaki böyle bir hareketi başlatmak için tüm hayatı boyunca ıstırap yüklü bir yolu aşması gerekmekteydi. Şimdi, Moon için zaferin fanfar müziğini çalmanın ve tüm dünyayı harekete geçirmenin zamanı gelmiştir. Bundan dolayı Allah’a minnettarım.

Aile, dünya barışına giden yolun temel taşlarını oluşturur. Aile aynı zamanda bu yolu mahvedebilir. İnsanlığın ümit ve mutluluk temellerinin yıkılması Ademin ailesinde yer almıştı. Bundan ötürü, Dünya Barışı için Aile Federasyonu’nu kurduğumuzda, şeytani dünyanın tam 180 derece aksi istikametinde gidecek yolu açmış olacağız. Bunun içinde Allah’a teşekkür etmeliyiz. Bu yol izlenmeden özgürlük, mutluluk ve idealede  erişilemez.

Ümit ederim ki sizler; mutlak, eşsiz, değişmeyen ve sonsuz olan cinsel organa merkezlenip, o’nu, Allahı izlemek için bir temel olarak kullanırsınız. Şunu anlamalısınız ki; bu organ, sizin sevgi, hayat, soy ve vicdan temelleriniz olacaktır. Şunuda anlamalıyız ki; Allah’ın hem bu dünyada hemde Göklerdeki Hükümdarlığı, bu temelle başlayacaktır.
Eğer tüm kadınlar ve erkekler cinsel organlarının yalnızca kendi eşlerine ait olduğunu kabul ederlerse, hepimiz, eşimizin sevgisini aldığımızda alçakgönüllü olup secde etmeliyiz. Sevgi size ancak eşinizden  gelir. Başkaları uğruna sevgi den başka bir sevgi mevcut olamaz. Evinize döndüğünüzde, şeytani dünyaya karşı devam eden bir savaş beklemelisiniz.

Nereye giderseniz gidin, gerek medya ve gerekse televizyon ve diğer yayınlarla Moon’un mesajını yaymaya çalışın. Hiç çökmeyeceksiniz. Bu cehennem dünyasını hangi güç, ters yüz edebilir?. Allah’ın mutlak, eşsiz, değişmeyen ve sonsuz olan gerçek sevgisine merkezlenerek, cinsel organımızı mutlak, eşsiz, değişmeyen ve sonsuz bir standarda uygun olarak kullanmadıkça, buna erişmek imkansızdır. Allah, cinsel organların orijinal sahibidir.

Bu ortak sebep için hep beraber çalışalım. Allah’ın gerçek sevgisine öncülük edecek bir öncü kolu olalım. İşte bu, DÜNYA BARIŞI İÇİN AİLE FEDERASYONU’nun misyonudur. Şimdi lütfen evinize dönüp, eşinizle birlikte cinsel organlarınızın mutlak, eşsiz, değişmeyen ve sonsuz olduğunu beyan edin. Ve ilan edin ki; sizinki tamamiyle eşinizin ve bugüne kadar çok iyi bir biçimde korunmuş olan eşinizinkide sizin. Lütfen hayatınızı hoşnutlukla vede eşinize sonsuza dek sürecek bir hizmet anlayışı ile yaşayacağınıza dair and için. İşte böyle aileler içinde, Allah’ta sonsuza dek yerleşecek ve bunlara merkezlenerek “dünya seviyesindeki aile” çoğalmaya başlayacak. Çok samimi bir şekilde sizlerinde bir sonraki yapılacak ve  üç milyon altıyüzbin çiftin katılacağı evlilikle kutsanmaya katılmanızı ümit ederim. Böyle yaparak, Allah’ın dünyadaki Hükümdarlığına girebilecek gerçek bir aileyi kurmuş olacaksınız.
Çok teşekkürler.    Amin!
 


I Başa dön I Ana Sayfa I E-Posta I Seyir I