Önsöz
Giriş
Bölüm 1
Bölüm 2
Bölüm 3
Bölüm 4
Bölüm 5
Bölüm 6
Bölüm 7
Bölüm 8
Giriş2
Bölüm 9
Bölüm 10
Bölüm 11
Bölüm 12
Bölüm 13
Bölüm 14
Bölüm 15
Bölüm 16
Bölüm 17
Bölüm 18
Bölüm 19
Bölüm 20
Bölüm 21
 İçindekiler
 E-Posta
 Ana Sayfa 
 Seyir
 
 
16   İSA VE HIRİSTİYANLIK
 
 
 
 
 

İSA’NIN MİSYONU
İSA’NIN HALKA YÖNELİK MİSYONU
DİRİLTİLEN İSA
İSA’NIN ÇARMIHA GERİLMESİ TANRI’NIN İRADESİ DEĞİLDİ
KRISTOLOJI
ÜÇLÜLÜK VE YENİDEN DOĞUŞ
İSA DÖNEMİNDEN ALINMASI GEREKEN DERSLER
SONUÇ
 
 
 
 
 


İsa, gerçek ebeveynler için gerekli global hazırlık dönemi olan 400 yıl ertesinde, İsrail’in
Betlehem şehrinde dünyaya geldi. Anne babası geçimlerini güçlükle sürdüren yoksul insan-
lar idi. Yeryüzündeki 33 yıllık yaşamı süresince, içinde yaşadığı toplum İsa’yı yalnızca
radikal bir din reformisti ve bir takım mucizeler gerçekleştiren biri olarak değerlendirdi.

Kendi yakın çevresi ve havarilerinden oluşan belli bir kesimin dışında hiç kimse, onun
gerçek kimlik ve misyonunu yaşam süresi içinde tam olarak algılayamadı. Bununla beraber,
kısa süren yaşamı, tüm dünyayı sarsacak güç ve öneme sahip oldu. Bugün, İsa, dünyada, en
fazla izleyeni olan bir dini kimliktir. Bu da, çok kısa olmakla birlikte onun yaşamının, onarım
tarihi çerçevesinde özel bir öneme sahip olduğunun açık göstergesidir.

İsa’nın kişiliğini, takdirsel tarih bakış açısından değerlendirebilmek için, yaşantısını, onarım
planı içinde yükümlü bulunduğu kimlik ve misyon çerçevesinde incelemek gerekir.İsa’nın
gerçek değerini net bir şekilde anlamak, her şeyden önce, İsa’nın  dört İncil’de toplanan söz
ve yaptığı işler, farklı perspektiflerden ele alındığı için oldukça güçtür. İsa’nın kaydedilmiş
söz ve öğretileri , yaşamına yönelik hikayelerden ayrı bir kitaba alındığında çok az bir yer
kaplar. Kendi çağdaşları arasında güvenilir biyograifik veriler yazılmadığından İsa’nın kimlik
ve gerçekleştikdiklerine ilişkin pek çok efsanenin üretilmiş olması, sorunu daha da içinden
çıkılmaz bir hale getirdi. Bugün, İsa’nın, kişiliğinin gerçek tarihsel ve takdirsel çerçeveler
içerisinde değerlendirilebilmesi, oluşturulan bu mitler yüzünden oldukça zordur.

İsa’nın topluma yönelik misyonu, üç yıldan daha az bir zaman sürdü. Bu sürenin sonunda ise
Yahudi liderler onca zaman bekledikleri bu kişiye kucak açacaklarına, Roma yetkililerine teslim
edip idam edilmesine zemin hazırladılar. Neden böyle oldu ve kurtarıcı için 2000 yıl boyunca
hazırlanan İsrailoğulları, bu denli özlem ve istekle bekledikleri biricik insanı kendi elleri ile
nasıl ölüme yolladılar? Bu konumuzda, İsa’nın kimlik ve misyonunu tartışıp, bu misyonun
nelere bağlı olarak tamamlanamadığına ve bu yarım kalmışlığın, onarım takdiri içinde yol-
açtığı sonuçlara yer vereceğiz.
 

İSA’NIN MİSYONU 

Adem ve Havva’nın düşmelerinden başlamak üzere, Tanrı’nın tarihteki öncelikli amacı, ilk
ataların pozisyonlarının onarımı ve üç kutsamayı gereği gibi yerine getirecek günahtan arınmış
gerçek ebeveynler olgusunun tesisi oldu. İnsanların “yeniden doğabilmeleri“ günahlı ebeveyn-
lerinin soyundan, Tanrı’nın gerçek sevgi soyuna geçiş yapmaları ile mümkündür. Onarım
takdirinde, İsa’dan önce, Eski Ahit dönemi içinde yer alan peygamber ve ermişlerin yanısıra
Asya dinlerinin kurucuları da dahil olmak üzere tüm merkez figürlerin çabaları, gerçek ebeveyn-
lerin gelebilmeleri için gerekli temellerin oluşturulmasına yönelik oldu. İsa, işte bu çabalar
sonrasında oluşturulan temeller üzerinde “ekileni biçmek“ ve gerçek ebeveynler olgusunu
gerçeğe dönüştürmek üzere görevlendirildi.

İsa, Adem’in yitirilen pozisyonunu onarmak ve ikinci Adem olarak bireysel bazda başarı kazanıp,
ilk kutsamaya ulaştıktan sonra, Havva pozisyonunu onaracak bir eş seçerek o eşle birlikte gerçek
ebeveynler pozisyonuna ulaşmak durumundaydı. Tanrı merkezli, onarılan bu ilk aileden doğacak
“gerçek“ çocuklarla beraber günahsız bir soyağacı başlatılabilecekti. Ve gerçek ebeveynler ile
onların soyundan geleceklerle bütünleşecek herkes de , bu arınmış soya aşılanmış olarak Şeytan’ın
egemenlik sahasından sıyrılıp, yeryüzünde Tanrı’nın Sevgi Egemenliği’nin üyeleri olabileceklerdi.

Bu misyonun gereği gibi yürümesi için gerekli en önemli koşullardan biri, İsa’yı karşılamak için
onca zaman hazırlanan kişilerin onu kabul edip izleyebilmeleri idi. Bu insanlar, İsa’nın kendile-
rini, Tanrı’nın hem kendisine hem de halka yönelik takdiri konusunda eğişmesine olumlu yaklaşıp,
pozisyonlarının önemini kavradıktan sonra, ona her bakımdan destek olmak durumunda idiler.
Ancak, bilindiği gibi, maalesef olaşlar tasarlandığı gibi gelişmedi, İsa, kendisinin mesihliğini
kabul edemeyen, bizzat kendi halkı olan İsrailliler tarafından dışlanarak çarmıh üzerinde ölüme
yollandı. İsa’nın söz ve davranışları, kendi kafalarındaki mesih imajı ile yakından uzaktan ilgili
olmadığı için İsrailliler, onun gerçek değeri hakkındaki kuşkularının üstesinden gelemediler.

Tanrı’nın, 2000 yıl boyunca, aklen, ruhen ve çeşitli sorumluluklar yükleyerek, İsrail halkını, tak-
dirsel rollerini tamamlamaları için hazırlama çabaları ise onların bu iman açmazları ile birlikte
çıkmaza girdi. İsraillilerin İsa’ya verebilecekleri karşılık konusunda gerçekten de haklı endişeler
taşıyan Tanrı, o nedenle zaten İsa’nın mesihliğini kabul edebilecekleri şartları hazırlamıştı. Bu
şartların tesis yöntemleri, Musa’nın milletsel temel oluşturmada izlediği üçlü süreç ile büyük
benzerlik göstermektedir. İsa’nın yaşamında, gerçek ebeveynler için dünya çapında temelin
atılmasına yönelik üç girişim yer alır. Bu üç takdirsel nitelikli süreçten ilki, Vaftizci Yahya’yı
ikincisi İsa’nın kamu misyonunu, üçüncüsüde dirilen İsa’yı merkez almakta idiler. Bu süreçlerin
dikkatli bir incelemesi, İsa’nın, Tanrı’nın onca çabayla İsraillileri hazırlamış olmasına rağmen
neden dışlandığına açıklık getirecektir.

400 yıl önce verilen son peygamberlikte, İlya peygamberin  İsaril’e dönerek, mesih için gerekli
yolu hazırlayacağı müjdelenmekte idi. İlya, Kitab’ı Mukaddes’e göre, bir ateş arabası içinde
göğe alınmış bir peygamberdi. O nedenle de Yahudilerin büyük bir bölümü, bu Eski Ahit
peygamberliğinin gerçekleşmesini, İlya’nın mucizevi, dramatik dönüşü ile birlikte beklemekte
idi. O yüzden de eğer İsa beklenen mesih ise söz verilen İlya nerede diye sorgulama hakkını ken-
dilerinde görmekte idiler. Havarileri bu konuya yönelik olarak İsa’dan açıklama getirmesini
istediklerinde o, Vaftizci Yahya’nın İlya’nın yerine gelen ve onun misyonunu üstlenen kişi
olduğunu ima etmesine rağmen, Yahya’nın kendisi beklenen İlya olduğu gerçeğini ne yazık ki
kabul etmek istemedi.

Yahya’nın bu tutumu, İsa’yı inanılmaz derecede güç bir duruma soktu. Çünkü İsrailliler için,
saygın bir aileden gelen ve inanırlırlığını defalarca kanıtlamış Yahya’ya inanmak, fakir bir
marangozun evlilik dışı oğlu olarak doğmuş olan ve de dışsal anlamda hiç bir dikkate
değer özelliği olmayan İsa’ya inanmaktan çok daha kolay idi. Öte yandan, Yahya’nın yardım
ve desteğine sahip olmadan, İsrail’in geleceğine yön verebilecek liderler ile bir diyalog
zemini oluşturması çok güç olan İsa için, pozi yonunu ancak sahip oldukları bilgi ve anlayış
seviyesinde değerlendirebilen ve kendisini ülkenin geri kalanına tanıtma imkanı olmayan
halktan insanlarla çalışmaktan başka bir yol kalmamış idi. Böylece, İsa, tüm diğer yükümlülükle-
rine ek olarak misyonunu başarıya ulaştırmak için, İsraillileri kimlik ve varlık amacına
inandırma sorumluluğunu da üstlenmek durumunda kaldı. Ancak Yahya gibi İsrail halkı ile
arasında bir köprü görevi olan çok önemli bir figürün desteğinden yoksun olan İsa’nın, bunu
başarması hiç de kolay değildi. Nitekim birbirini izleyen bir dolu problem de bunu kanıtladı.

Sonuçta, İsa’nın gerçek ebeveyn olarak kabul edilebilmesi için dünya çapında temel hazırlama
süreci, Yahya kendi sahip olduğu temellerden İsa’nın yararlanmasına imkan tanımadığı ve ona
gereken desteği yeterince vermediği için maalesef başarısızlıkla son buldu.
 

İSA’NIN HALKA YÖNELİK MİSYONU 

Vaftizci Yahya misyonunu gereği gibi yerine getiremediği içn, İsa, Yahya’nın yitirdiği bu temeli,
bir kez de kendi atmak zorunda kaldı. Ve mesihlik misyonuna hazırlık için daha önce Yahya’nın
yaptığı gibi, gereken bu bedel şartlarını yerine getirmek için çöle giderek, 40 gün boyunca
oruç tuttu. Bu sürenin sonunda, Şeytan, onu üç kez ayartmaya kalkıştı ise de, bunların üstesinden
gelen İsa, ikinci süreç için gerekli iman temelini başarı ile attı.

Birlik temelinin atılması için ise, halkının sevgi, mutlak güven ve itaatini kazanmak durumunda
olan İsa’nın misyonu, ne yazık ki İsraillilerce anlaşılmadı. En yakını olan iki havarisi bile, hem
eğitim düzeyleri yeterli olmadığı, hem de ruhsal konularda fazlaca bir anlayışları bulunmadığı
için İsa’nın gerçek değerini ancak kısmen algılaıyabildiler. İsa’nın hak kitleleri tarafından ilgi
görmesinin odak noktasını ise, sözleri ve getirdiği gerçekten çok, gerçekleştirdiği mucizeler ve
hastalıkları iyileştirmede gösterdiği performans oluşturdu. Oysa ki İsa’nın , tüm bu mucizeleri yap-
masının ardındaki an düşünce, halkın kendisinin mesihlik pozisyonunu algılılaybilmesine
yardımcı olmak idi. Sonucta gösterdiği onca insan üstü çabaya rağmen, İsrailliler, akıl
ve kalplerini İsa’ya merkezleyemediler.

Olaylar bu aşamaya geldikten ve birlik temelinin oluşmasının güçlülüğünü gördükten sonra,
İsa, artık, havarilerine, insanlığın kurtuluşu için hayatını sunması gerekliliğinden ve de mesih-
lik misyonunun tamamlanabilmesi için gelecekte bir ikinci gelişten söz etmeye başlar oldu.
Acı son yaklaştığında ise, Getsemani Bahçesi’ne çekilerek Tanrı’nın takdirinin gerçekleşmesi
ve O’nun rehberliğinin devamı için dua etmeye devam etti. Ancak ne acıdır ki, bu en ihtiyacı
olduğu dönemde, Roma askerleri kendisi tutuklama için geldiklerinde, kendisine en fazla
destek olmaları gereken üç baş havarisi, bırakın İsa’nın önem ve durumunun hassaslığını
kavramak, onun uyanık kalmalarına yönelik isteğini bile göz ardı edip, uyumaktan kendilerini
alıkoyamamışlardı.

İsa, tutuklanıp, İsrail’in din liderleri tarafından sorgulanmaya götürüldüğünde ise, yine aynı
havariler onu terk edip, bir kafir gibi aşağılayıp, yargılanmasına ve Romalılar tarafından idam
edilmesine seyirci kaldılar. Tanrı için çok büyük önem taşıyan bu değerli yaşam, böylece en
güvendiklerinin bile yanında bulunamadığı ve düşmanlar tarafından çevrili bir şekilde çarmıh
üzerinde son buldu. İsa’nın birlik temelini oluşturma yönündeki çabaları da böylece on en yakın
insanların bile gereken bağlılık ve imanı göstermemeleri sonucu yarım kaldı.

Oysa ki onarımın minimum şartı, İsa’nın hiç olmazsa en yakın üç havarisi, Petrus, Yakup ve
Yuhanna’nın onun hayatının kurtulması için kendi hayatlarını vermeye hazır bir tutum içinde
bulunmalarını gerektirmekte idi. Erkek ve kadının Tanrı’ya itaatsizlikleri sonucu ruhen öl-
dükleri düşüş prosesinin onarımı için, bireylerin hayatları pahasına Tanrı’ya itaat etmeleri ge-
reği söz konusu idi. İkinci Adem pozisyonundaki İsa’nın ruhsal çocukları olarak, üç baş hava-
risi Kabil, Habil ve Şit’i temsil etmekte idiler. Bu üç havarisi, onarılmış Adem figürünü temsil
eden İsa’ya mutlak bağlılık göstererek, İsa’nın global misyonunu yürütmesine imkan sağlayacak
minimum birlik temelini oluşturmak durumunda idiler. Ancak destekleri bu denli hayati unsur-
lar taşıyan bu üçlü, İsa’nın yardıma en çok ihtiyaç duyduğu saatlerde uyudu. Askerler İsa’yı
tutuklamaya geldiklerinde ise yine üçü birden, panik içerisinde sağ sola kaçıştı. İsa’nın en önemli
havarisi Petrus’a gelince , o bile “ Nazaretli bu adam “ a olan yakınlığı sorgulandığında, tam üç
kez onu inkar etmekten çekinmedi.

İsa’nın çarmıha gerilme olayı, ikinci süreçte, bir birlik temeli oluşturma çabalarının da sonu oldu.
Kabil pozisyona sahip olaraktan, en büyük Habil olan İsa ile bütünleşme yerine İsrail halkı, onu
Roma valisi Pilotus’a, adi suçtan mahkum hırsız Barabas’ın yerine idam edilmek üzere kendi
elleri ile teslim etti.Bu şekilde, Tanrı’nın bakış açısından en üstün değere sahip bir hayat, düşmüş
insanlık tarafından en aşağılarda varsayılacak şekilde bir muamele gördü. İsa’nın çarmıha geril-
me olayı, Şeytan’ın Adem’ı Kabil’in de Habil’i öldürmesi olgusunun maalesef trajik bir tekrarı
oldu. Böylece ikinci süreç de başarısızlıkla sona erdi.
 

DİRİLTİLEN İSA

İsa, halkı tarafından tamamen yalnız bırakılmasına rağmen, imanından en ufak bir taviz vermedi.
Çarmıh üzerinde büyük acılar içerisinde son nefesini verirken bile, kendisini ölüme yollayan
İsraillileri, çok başka türlü hissetmesi için onca haklı neden varken, işledikleri bu ölümcül hata
için affedebilme büyüklüğünü gösterdi. Ölümü beklediği o en umutsuz en çaresiz zamanda bile
koruduğu iman ve sabrı ile, Musa’nın Kadeş’te yenik düştüğü öfke ve iman açmazını başarı ile
onardı. Böylece, Şeytan, İsa’nın bedenine atak yapıp,sahiplenmesine rağmen, ruhunu ele geçirme
şansına sahip olamadı. Bu hem, İsa’nın Şeytan üzerindeki muazzam ruhsal zaferinin, hem de
dünya çapındaki onarım için çok başarılı bir üçüncü sürecin başlamasına zemin hazırladı.

Çarmıh üzerinde ölümünden sonra, İsa, Şeytan ile üç günlük bir ruhsal mücadele dönemi yaşadı.
Ve onun üzerine zafer kazanması sonucunda da yeryüzünde, dirilmiş bir şekilde görülde ve hemen
ardından da, öğrencilerine gerekli desteği vererek, mesihliğine hiç bir kuşkuya yer kalmayacak
biçimde inanacakları ve misyonlarını tamamlayacakları şekilde sürekli ruhta besledi. İsa, havari-
leri ile zaman zaman biraraya geldiği bu dönem süresince, mesihin ikinci gelişi için hazırlanmaları
konusunda da onlara rehberlik etti. Böylece ruh dünyasındaki misyonuna başlamadan önceki
40 günlük dönem zarfında, isa, havarileri ile arasında sarsılmaz bir birlik kurarak, çok
güçlü bir birlik temeli oluşturdu. Ruhunun, havarileri ile iletişimden ayrıldığı son gidiş,
onun göğe alınması diye adlandırılır.

Göğe çıkışından on gün sonra, Kutsal Ruh, birlikte bulundukları bir zamanda, İsa’ya
gönülden inanan 120 kişinin üzerine , onları ruhta inanılmaz derecede güçlendirip,
esinlendirecek   ve etrafındakilere, İsa’nın Mesih olduğunu vaaz edebilecek cesareti
kazandıracak esinlemelerle indi. Ruhsal doluluğa ulaşılan bu ilk günde, 3000 kişinin İsa’ya
bağlandıkları kayıtlarda yer alır. Kutsal ruhla beslenip, güçlendikleri o andan itibaren hava-
rileri, İsa’nın çarmıha gerilişinden önce göstermedikleri iman olgusuna, onun uğruna kendile-
rini feda etmeye hazır olacak denli sahip oldular.

Böylece, çarmıh üzerinde gösterdiği sarsılmaz iman, ruh dünyasında Şeytan üzerinde kazandığı
zafer ve havarileri ile iletişim kurduğu 40 günlük ruhsal besleme dönemleri sonunda, İsa, üçüncü
süreçte, ruhsal iman temelini başarı ile tesis etti. Havarilerine gelince, onlar da , İsa için canları-
nı bile vermeye hazır bir bağlılık seviyesine ulaştıkları için, birlik temeli de, yine yalnızca ruhsal
seviyede olmasına rağmen üçüncü süreç içinde başarı ile tesis edildi. Böylece, üç kutsamayı
yerine getirerek yeryüzünde “ Tanrı’nın Sevgi Egemenliği “ni kurma şansı yok edilmesine rağmen
İsa, kendisine inanarak, öğretilerini ve yaşam örneğini takip edecek herkesin ulaşabileceği, Şeytan
dan ayrılmış ruhsal bir alanı tesis etti ve sonuçta da, Tanrı’ya ve İsa’ya inanıp, itaat edenherkes için
bir ruhsal kurtuluş yolu açılmış oldu.
 

İSA’NIN ÇARMIHA GERİLMESİ TANRI’NIN İRADESİ DEĞİLDİ.

Dünya çapında temel oluşturulmasına yönelik her üç süreç boyunca yer alan gelişmelerden de
anlaşılacağı gibi, İsa’nın çarmıha gerilişi, yaygın kanının aksine, Tanrı’nın asal iradesi değil,
tanrı iradesine gereken karşılığı veremeyen insanların hatalarının yol açtığı bir kaçınılmaz
sonuç idi. İsrailliler tarafından reddelmesi , üç kutsamayı yerine getirmesine ve yeryüzünde
Göklerin Hükümdürlüğü’nın kurulmasına imkan verilmemesi, İsa’nın eziyetlerle yüklü bir
yolu aşmak zorunda bırakılacağının habercileri idi. Eski Ahit bünyesinde yer alan, mesihin
eziyetler çekeceği yönündeki peygamberlikler, gerçekte, insanlara, imansızlıklarının sonucunun
nerelere varabileceğini gösterme kaygısı içerisinde yapılmış uyarılar idi. Ve ancak olay bu
yönde geliştikten sonradır ki, Hıristiyan düşünürler, eziyet çekecek mesihe yönelik peygam-
berliğin ilk gelişe yönelik, anlı, şanlı ve zafer kazanan mesih olgusunun ise bir ikinci gelişe
yönelik olduğu yönündeki yorumları, gerçekte Eski Ahit’in hiç bir bölümünde mesihin iki
kez geleceği belirtilmemesine rağmen üretmeye başladılar.

Çarmıha gerilme olgusu, eğer gerçekten de iddia edildiği gibi, Tanrı’nın asal iradesi olsa idi,
zaman İsa’nın mesihlik misyonunun başarılı temellerini günahsız bir şekilde mirak alan
Hıristiyanların, ideal gerçek erkek ve kadınlar olarak, yine barış içindeki ideal bir dünyada
yaşıyor olmaları gerekmezmiydi ? Oysa ki, hepimizde biliyoruz ki, böyle bir dünya olgusu
hiç bir zaman gündeme gelmedi. Hıristiyanlara gelince, İsa’nın başardıklarının doğal miras-
çıları olmakla beraber, onlar da yine diğer insanlar gibi günahın etkileri içinde yaşamlarına
başladılar ve yine, İsa’nın gelişinden önce var olup gelişinden sonra da üstelik daha büyük
ölcüde var olmaya devam eden sorunlar içerisindeki bir dünyada da yaşamlarını devam
ettirmektedirler.

Yahudiler, İsa’nın çarmıhta ölmesi olayını, onun  beklenen mesih olmadığı yönündeki
düşüncelerinin bir kanıtı olarak gördüler. Onlara göre , en güvenilir Eski Ahit peygamberlik-
lerinde, beslenen mesihin şan ve şeref içerisinde İsrail düşmanlarını alt edecek güçlü bir
kral olarak geleceğinden ve İsrail’de Göklerin Krallığını tesis edeceğinden açıkça söz edil-
mekte idi. Dolayısı ile yaşamı çarmıh üzerinda acı çekerek sona eren bir insanın ( İsa’nın)
mesih olduğuna inanabilmeleri asla söz konusu değildi. Ne var ki, Yahudiler, bu yorumları
yaparken, olayların aldığı yönlerdeki insani sorumluluk payını göz ardı etmekte idiler. Tanrı’nın
çalışması, her zaman, kendi prensiplerinden asla ödün vermeyecek bir biçimde gelişmeyi
amaçlamakla birlikte, iradesinin tasarlanan noktaya ulaşması, ancak insanların, kendi
paylarına düşen sorumlulukları, Tanrı’ya beklenen  karşılığı vererek yerine getirmeleri ile
mümkün olabilir. O nedenle, tüm diğer merkez figürler gibi, mesih pozisyonundaki kişinin de
misyonunu başarı ile sonuçlandırması ancak, onu karşılayıp, kayıtsız şartsız izlemek üzere
seçilmiş kişilerin gönüllü işbirliği ile mümkün olabilir.

Müslümanların büyük bir kısmı ise, çarmıha gerilen İsa değil de, ona benzeyen bir başkası
olduğuna inanmakla beraber, Prensip, isa’nın, insanlığın kurtuluşu için bir bedel olarak
kendi bedenini sunması ile alt edilemez bir ruhsal zafer kazandığına gerekçeleri ile açıklık
getirmektedir. Kaldı ki, onarım çalışmasının İsa’yı merkez alan üçüncü sürecinin başarı ile
sonuçlanıp, gereken temellerin atılmasına imkan sağlayan da , zaten bu dünya çerçevesinde
Hıristiyanlık takdiri merkezinde kazanılan ruhsal zaferidi.
 

KRISTOLOJI

İsa’nın kimliği konusunda, üç büyük tek Tanrılı inancın birleşip, ayrıldıkları pek çok nokta
bulunmaktadır. İsa’nın kimlik ve misyonu, bu üç inanca inananlar arasında, onu algılamaların-
daki farklılıklardan ötürü sonuç alınmayan pek çok tartışmaya da malzeme oldu. Yahudiler
için İsa, asla beklenilen mesih değil, sadece kendi içlerinden çıkıp, daha önceki tüm gelenekleri
alt üst ederek, sonuçta da kendi dinini kuran sıradan bir insan idi. Hıristiyanlara göre ise, İsa,
Tanrı’nın çarmıh üzerinde ölerek insanlığı kurtuluşa ulaştırma misyonu ile yolladığı yegane
mesih, kurtarıcı idi. Bazı Hıristiyanlar, onun, Tanrı ve Kutsal Ruh ile birlikte mistik üçlülüğün
bir üyesi, dolayısı ile Tanrı’nın bir birimi olduğunu savundular, bir kısmı da, insan ama ilahi
özelliklerle yüklü bir insan olduğunu vurguladılar. Müslümanlara gelince, onlar için İsa, mesih
olarak adlandırılan bu tek insan, Muhammed’in yolunu açan br büyük peygamberdi.

Prensip’e göre ise İsa, Tanrı ile insanlık arasındaki gerçek birliği ifade eden bir insan idi. İsa’nın
Tanrı’daki özelliklerin ifadesi bir insan olması itibari ile ilahi bir kimliğe sahip bulunmasına
rağmen, insanlar arasında yaşamış bir insan olarak asla Yaratıcı Tanrı ile karşılaştırılmaması
gerekir. Bir tek Tanrı vardır ve İsa, bu bir tek Tanrı ile Tanrı merkezlilikten kopmuş insanlık
arasındaki ilişkiyi aslına onarmak üzere gelen kişi idi.

İsa, ikinci Adem olarak, insanlığı düşüş öncesindeki asal ilahi statüsüne onarmak üzere yeryüzün-
de görevlendirildi. Adem, gerçek bir insanın sahip olması gereken tanrı ifadesinde yaratılan ve
Tanrı’yı anlayıp, onunla iletişim kurabilecek özelliklere sahip bulunmakta idi. Tanrı’yı gerçek
anlamda ifade edebilen kişinin Tanrı ile, tıpkı çocuk ve ebeveyni arasındaki ilişki gibi mükemmel
bir sevgi ilişkisi içinde olması gerekir. Bu bakış açısından, Adem eğer düşmemiş olsa idi, Tanrı’nın
gerçek oğlu olabilecekti. 7. Konuda da ele alındığı gibi, bu söz konusu olduğunda, Adem’in
soyunun devamındakiler, fiziksel olarak Adem’den çıkış bulmakla beraber , içsel anlamda, Tanrı’nın
soyağacının uzantıları olacaklardı. Adem düştüğü için, ne Adem ne de onun soyundan gelenler
hiç bir zaman Tanrı’nın birer ifadeleri olamadılar. İsa, bu anlamda ikinci Adem pozisyonundaki
kişi olarak, Tanrı’nın gerçek anlamda ifade bulduğu ilk insanoğlu oldu. Günahsız tabiatı, onu
düşmüş standartlarından uzak tuttu ve Tanrı’nın kalbine sevgisine merkezli mükemmel bir ahlaki
yaşam sürmesine onu yeterli kıldı. Prensip’e göre, İsa iste bu özelliklerinden ötürü ve bu anlamda
Tanrı’nın gerçek oğlu idi.

Ancak tum bu farklı özelliklerine rağmen, İsa da sizler bizler gibi susadı, acıktı, yoruldu, sinirlendi.
Yardıma ihtiyaç duyduğu zamanlarda Tanrı’ya dua etti ve her normal insanın üstesinden gelmek
için mücadele verdiği şeylerin aynılarıyla mücadele etti. Bunlara ek olarak, misyonu, Adem’in
hatalarını onarmayı da gerektirdiği için, her bakımdan Adem gibi bir insan olmak durumunda idi.
Adem, tanrı tarafından günahsız bir şekilde yaratılmış idi. Isa’nın günahsız doğabilmesi için,
ebeveynleri ve ataları onun doğacağı soyun arınması için özel bir takım şartları yerine getirmişler
idi. Ve bu arınmışlık içerisinde doğmuş olması zaten onu, mesihlik misyonunu üstlenebilecek
niteliklere sahip kıldı.
 

ÜÇLÜLÜK VE YENİDEN DOĞUŞ 

Tanrı’nın birliği ve Üçlülük (Testis) kavramı, Hıristiyanlık bünyesinde bu konu ile ilgili pek
çok zihni, uzun uzadıya meşgul etti. Tanrı’nın birliği düşüncesi ile, Onun, Baba, Oğul ve
Kutsal Ruh olarak ifade edildiğini öne süren üçlülük kavramı nasıl bağdaştırılabilir ? Bu
doktrinlere yönelik getirilen eleştiri ve tartışmalar, esinlenen dinlerin mantığın sınırları ile,
uzlaşmasının güçlülüğüne dikkat çekmektedir. En derin anlamı ile, insanlığın Tanrı’nın
birliğine yönelik rölatif kavram farklılıkları, ancak mistik bir sezgi anlayışına ulaşıldığında
ortak bir paydada birleştirilebilir.

Prensip’e göre, yaradılış bünyesindeki farklılıklar, Tanrı’daki sınırsız olan özelliklerin bu
birimlerdeki yansımasıdır. Tanrı tek olduğu için, kendi varlığı içindeki çeşitlilik de, kendi
varlık birliğinin içerisinde yer alır. Başka bir deyişle, Tanrı’nın birliği, kendinde var olan
özelliklerin birliğidir. Tanrı’daki birliğin temel yapısı, 2.konuda anlatılan dörtlü durum
temelidir. Tanrı’daki dörtlü durum temeli, Tanrı’daki,kaynak, asal özne ve asal nesne
özellikler arasındaki karşılıklı ilişkilerin bir sonucudur. Tanrı’nın kendi varlığı içindeki
bu üçlülük, Tanrı’nın asal özne ve asal nesne özelliklerinin bir birliği olacak şekilde dörtlü
durum temelini yaratır. Tanrı’nın, evrenin yaratılması öncesinde bile söz konusu olan amacı,
kendi varlığındaki dörtlü durum temelini , yaradılış bünyesinde, içinde barınabileceği aile
birimlerinde ifade etmek olagelmiştir. Dolayısı ile, Tanrı’nın varlığının birliği, en mükkemel
şekilde ancak ideal bir aile biriminde ifade bulabilir.

Tanrı, dörtlü durum temelini ilk olarak, Adem ve Havva’nın aile biriminde gerçekleştirmeyi
arzu etti. Adem, bir kez mükemmelliğe ulaştığında, Tanrı’daki maskülen tabiatların, Havva
mükemmelleştiğinde ise Tanrı’daki feminen tabiatların birer ifadeleri olacaklardı. Böylece,
Tanrı, Adem ve Havva , yaradılışta ifade bulan bu ilk üçlülük, dörtlü durum temelinin oluştu-
rulması için gerekli çocukların yaratılmasında da ilk temel birim olabileceklerdi. Ancak Adem
ve Havva düştükleri için, Tanrı onların aile biriminde barınamadı ve o nedenle de  ilk üçlülük,
 ve sonrasında oluşturulacak  dörtlü durum temelinde ifade bulmaya yönelik ikinci girişimi
ikinci  Adem pozisyonundaki İsa’yı merkez alarak oldu. İsa, Tanrı’daki maskülen karakterin
tam bir ifadesi idi, ancak ikinci Havva potisyonun daki bir eşe sahip olmadan önce ne yazık ki
yeryüzündeki yaşamı son buldu. Yine de, İsa’nın son ana dek sarsılmayan iman temeli üzerinde
Tanrı, onu dirilterek, Tanrı, İsa ve Kutsal Ruh üçlü ruhsal birliği kanalı ile dörtlü durum
temelini tesis edebildi.

Isa, ikinci Adem pozisyonunu yüklendiği için, gerçek bir baba olmak durumunda idi. Bu pozis-
yonu tamamlayabilmesi için ise, öncelikle üç kutsamayı yerine getirmede, kendisi ile bir bütün
oluşturacak gerçek anne pozisyonundaki bir eşe sahip olması gerekirdi. Kitab’ı Mukkaddes’te
işte bu nedenle, İsa, bir güvey olarak tanımlanır. Ancak, gerçek ebeveynlik pozisyonu için
gereken temellerin tümü, çarmıha gerilişi öncesinde tesis edilmediği için, İsa, Adem pozisyonunun
onarımını, yeryüzü yaşamında iken tamamlama şansına sahip olamadı. Ancak, üçüncü süreçteki
ruhsal zaferi ertesinde, Tanrı’nın feminen ifadesi olan ve ruhsal Havva pozisyonuna sahip olan
Kutsal Ruh, İsa ile, bir bütün oluşturdu ve tıpkı bir anne içgüdüsü ile insanların kalplerine hitap
ederek, onların İsa’yı kabul edebilmelerine aracılık etti. Ve, Tanrı’nın birliği içindeki üçlülük,
Tanrı, İsa ve Kutsal Ruh üçlülüğünde ifade buldu.

Tüm insanlar, Adem ve Havva’nın düşmüş kan bağlarının devamında dünyaya geldikleri için
gerçek ebeveynlerin kan bağında yeniden doğmaları, mutlak kurtuluşları açısından gereklidir.
(Ebeveynler olmadan ne fizik doğum, ne de ruhta yeniden doğma olayı söz konusu olamaz.)
İsa, yeryüzü yaşamı süresince, gerçek ebeveynlik pozisyonunu tesis etme imkanına sahip olamadı.
Ancak, dirilişi ile birlikte kazandığı ruhsal zaferi, kendisini ve Kutsal Ruhu izleyen insanlara
ruhsal olarak yeniden doğuş hakkını kazandırdı. Bugün gerçek anlamda İsa’ya inanan pek çok
insan, İsa ve Kutsal Ruh kanalı ile ulaştıkları ruhsal anlamda yeniden doğuşa ve ruhsal
ebeveynleri sayesinde yeni bir yaşama sahip olduklarına tanıklık etmektedirlir.

Bununla beraber, gerçek ebeveynlik misyonu, somut anlamda tamamına erdirilmek durumunda-
dır. Adem ve Havva’nın hatalarının, tamamen tersi yönde onarımı ve yeni , Tanrı merkezli bir
soyun, kanbağının yeryüzünde tesisi mutlak anlamda bir idealin tesisi için gereklidir. Tanrı’nın
egemenliği’nin yaygın ve yerleşik hale gelebilmesi ancak, bu yeni, asal günah elementinden
tamamen arınmış soyla mümkün olacaktır.
 

HIRİSTİYANLIK 

Çarmıh üzerinde yaşamını yitirmesi ile birlikte, müjdelediği yeryüzünde “Göklerin Krallığı “
olgusu gerçekleşmemesine rağmen, İsa, ruhsal bir ebeveyn olarak yeni bir düşünce sistemine
çıkış verdi. Şeytan’a gelince, o İsa’dan sonra da, yaklaşık 2000 yıldır, insanlık üzerindeki
egemenliğini, milyarca insanın yok oluşuna yol açacak biçimde, aynen devam ettirmektedir.
Tanrı’nın dünyayı onarma çalışması ise, ancak, Şeytan’ın bu egemenliği sonsuza dek bir
daha var olmamak üzere, yok edilip, Tanrı, çocukları pozisyonundaki insanlarla bütünleşerek
ideal bir dünyada gerçek sevgi egemenliğini tesis edebildiğinde amacına ulaşacaktır.

Hıristiyanlığın kurucusu öldürerek yaşamını yitirdiği için, onun yolundan gidenler de, büyük
eziyetlerle karşılaşıp, inançları uğruna yaşamlarını yitirmek zorunda kaldılar.

İsa’nın zamansız ölümü ve yeryüzünde muzaffer bir temel oluşturmada yetersiz kalmasından
ötürü, pek çok Hıristiyan, yaşam amaçlarının ağırlığını öteki dünyaya yönelik ve de ideal
bir dünyanın ancak ruh dünyasında mümkün olabileceği ve de fizik dünyadaki kötülük olgusu-
nun ancak edebi anlamdaki Tanrı’nın bir  son hükmü ile sona erdirileceği gibi bir hatalı anla-
yışa yöneldiler. Oysa ki, dünyadaki kötülük olgusunun , tüm insani sorumluluklardan uzak
olarak, yalnızca Tanrı’nın insiyatifine bağlı olarak sona erdirileceği gibi bir düşünce, Prensip’in,
onarımın, ancak bireyler de kendi paylarına düşen sorumlulukları yerine getirebildiklerinde
tamamlanabileceğine yönelik rasyonel ve de tarihteki örnekleri de baz alan açıklamasına tamamen
ters düşmektedir. Böyle düşünmenin ardındaki asıl tehlike ise, bu düşünceye merkezlenmiş insa-
nın, fatalist , kör kaderci bir yaklaşıma sürüklenerek yalnızca Şeytan’ın ekmeğine yağ sürecek
şekilde sorumluluklarını göz ardı etme noktasına ulaşması olasılığıdır.

Öte dünyayı, ön planda tutan eğilimlerine rağmen, yine de, Hıristiyanları, insanlığın gelişimine,
başta batı olmak üzere dünyanın pek çok bölgesinde toplum yapılarının ahlaki temellerinin
oluşturulması gibi pek çok önemli katkıları olduğu göz ardı edilmemelidir. Hıristiyanlığın, tüm
dünyaya, insanların inanç yaşantılarını zenginleştirecek uygulamalar, teolojik görüşler ve felse-
feler de dahilolmak üzere, içsel anlamda büyük yararları oldu. Hıristiyan idealizmine gelince,
çok sayıda sanatçı ve yazara, bilim adamı ve sosyal reformiste ilham kaynağı oluşturdu. Hıristiyan
tarihi de , İsa’nın öğretilerini kararlılıkla izleyen insanları, insanlık adına gerçekleştirdiği iyi
işlerin örnekleri ile çok zengin bir çeşitlilik sergiledi.
 

İSA DÖNEMİNDEN ALINMASI GEREKEN DERSLER 

1) Günah unsuruna sahip insanlık için, mesih pozisyonunda bile olsa, Tanrı’nın gönderdiği merkez
figürlerin niteliklerini teşhis edebilmek kolay olmamaktadır. İsa, hiç kimsede olmayan  eşsiz, içsel
niteliklere sahip olmasına ve misyonunun onca önemine rağmen, kendi halkı olan Yahudilerin göz-
önünde, diğer insanlardan hiç bir farkı olmayan sıradan bir insan idi. Oysa ki “ gerçek bir insan “
dendiğinde o insanın bir takım insanüstü özelliklere sahip bir süpermen olduğu anlaşılmamalıdır.
Gerçek insan, Tanrı ile ilişkisi arı bir bütünlük, birlik içinde olan kişidir. İsrailoğulları, Tanrı
tarafından tam 2000 yıl boyunca, mesihi gereği gibi karşılayabilmek için hazırlanmasına rağmen,
onca özlemle bekledikleri mesih karşılarına çıktığında onu tanımama yanılgısına düştüler. Oysa ki,
mesihi geldiğinde kolayca tanıyamayacakları gibi bir düşünceyi, o güne dek akıllarından bile geçir-
medikleri kesindi. Onlara göre, mesih, diğer insanlardan kolayca ayırdedilebilecek özelliklere
sahip idi ve de doğrusu İsa hiç de bu beklentilere uygun biri gibi görünmüyordu. Tanrı tarafından
özellikle İsa’yı kitlelere tanıtması amacı ile yollanan Vaftizci Yahya bile, mesih kavramı ve
İsrail’in nasıl kurtulabileceği hakkında sahip olduğu önyargılar nedeni ile gerçeği görmekten çok
uzakta idi. Yahudi halkının, İsa’yı mesih olarak teşhis edip, kabul edememe hatalı, unutmamak
gerek ki, kendi zamanlarındaki merkez figürlerin kim olduklarını anlamada samimi istekli olanlar
için, gözden kaçırılmaması gereken önemli bir ders ve uyarıdır.

2) Kişi, Tanrı’nın yolladığı merkez figürü tanıyabilmek için her şeyden önce, alçakgünüllü bir
 tutum içinde olmalıdır. İsa’nın yaşadığı dönemde her şeyi kendilerinin en iyi yorumladığına
inanan Yahudi liderleri, erdem ve gerçek konusunda bir körden farksız inatçı bir tutum içinde-
ler iken, belli bir pozisyonu, eğitim düzeyi bile olmayan bir avuç insan, alçak gönüllü yaklaşım-
ları sayesinde İsa’daki eşsiz iyilik karakterini kolayca ayırdedebilme başarısına sahip olabildi.
Bu insanlar, İsa’nın kişiliğindeki, işlerindeki ancak gerçek bir insanda var olacak farklılığı ve
 de kutsal yazıların onun kişiliği ve sözleri ile gerçeklik kazandığını görecek anlayışa, işte bu
yaklaşımları ile ulaşabildiler. Hiç kuşku yok ki, Tanrı, aynı alçak gönüllü kalp yaklaşımını,
gerçek ebeveynleri yolladığında bir kez daha insanlardan bekleyecektir. O zaman geldiğinde ise
gerçeği, yalnızca kendilerine tamamen Tanrı iradesine merkezlemiş ve alçak gönüllü bir tutum
içinde olabilenler algılayacaklardır. Sahip bulunulan ruhsal yetenekler ve peygamberlikleri
yorumlamada başka bir görüşe yaşam hakkı tanımayacak inatçı davranışların sonuçları çok
tehlikeli olabilir. İsrail’in dini liderlerinde olduğu gbi, ruhsal kibirlilik, herşeyin doğrusunu ben
bilir ve yorumlarım yaklaşımı , kişiyi, Tanrı’nın görünmez çalışmasını algılayabilmekten çok
uzaklara sürüklemekten başka bir işe yaramaz.

3) İnananlar, yeni bir takdirsel figürün doğruluğunu gerçekliğini, yalnızca liderlerinin görüş açısını
ölçü alarak yargılama hatasına da düşmemelidirler. Unutmamak gerekir ki İsrail’in ne politik
ne de dini liderleri, İsa’yı kabul edemediler. O nedenle, kimi zaman, yalnızca liderlerin yorumlarını
ölçü alarak bir tavır koymak , Tanrı’nın iradesinin göz ardı edilmesi tehlikesini yaratabilir. Unutma-
mak gerekir ki, Tanrı önünde her insan, kendi geleceğinden sorumludur. O nedenle samimi arayısı
olan kişinin derin dualar ve ciddi etüdlerle gerçeği araştırma, soruşturma sorumluluğu vardır. Bu yönde
geliştirilecek bir ruhsal disiplin, kişiyi, her şeyden önce Tanrı’nın iradesi ile mutlak uyum içinde olan
asal aklının yönlendirmelerini dikkate almaya yöneltir.

4) Tanrı, iradesinin gereklerinin yerine getirilmesini bir yaptırım olarak insanlara empoze etmez.
İsa, mesih olduğu ve de gerçek bir insanın sahip olması gereken tüm niteliklere sahip olduğu halde,
Tanrı, yine de İsraillileri onu kabul etmeleri için zorlama yoluna gitmedi. İsa reddedildikten ve o
nedenle de Tanrı’nın iradesi gereği gibi yürümedikten sonra ise, Tanrı, gerçek ebeveynlerin gelişi
için gereken hazırlıkları yeniden başlattı. Ancak dediğimiz gibi, söz konusu dönem bir kez daha
gündeme geldiğinden de , insanın sorumluluk payını yerine getirmesini esas alan prensip işlerliğini
aynen koruyacaktır. Ve Tanrı’nın mutlak ideal dünya yaratılması yönündeki takdiri de, yine bu yeni
Adem ve Havva figürlerinin insanlarca kabul edilip, izlenmeleri ile paralel olarak gerçekleşebilecek-
tir. Dolayısı ile, insanlığın var olan problemlerinin çözümünü yalnızca Tanrı’nın insiyatifine barıkap,
oturup, beklemesi asla doğru bir davranış değildir. Bireyler, Tanrı’nın iradesini araştırmalı ve kendi-
lerini Tanrı’ya daha çok yakınlaştıracak merkez figürlerini ciddi bir tutum içerisinde arayıp bulmalı-
dırlar.

5) Gerçek bir insanı izlemek sanıldığı kadar kolay değildir. 12 havarisi ve Vaftizci Yahya,  İsa’nın
tüm İsrail’de arayıp bulabildiği en iyiler arasında olmakla beraber, yine de içlerinden hiçbiri İsa
için hayatını verecek bir ruha sahip değil idi. İsa’nın en baş üç havarisi örneğin, İsa’nın onlara
en fazla ihtiyacı olduğu zamanda uyanık kalmayı bile başaramadı. Oysa ki İsa’yı gerçek anlamda
izlemek demek, o kişilerin sahip oldukları tüm düşmüş tabiatların üstesinden gelebilmek için
zorlu mücadeleler vermeyi göze alabilmeleri demekti. İsa’yı izleyecek kişinin de,tembel olmaya
ve yerleşmiş kişisel değerlendirmelerini ölçü alrak çevresindeki gelişmelere kayıtsız kalmaya o
nedenle hakkı yok idi.

6) Kabil pozisyonundaki kişi, misyonunda başarısız olduğunda, Habil pozisyonundaki kişi, verilen
misyonun tamamlanabilmesi için sorumluluk üstlenebilmelidir. Vaftizci Yahya,sahip olduğu temel-
leri İsa’nın hizmetine sunmada başarısız olduğunda, İsa, onun yarım bıraktığı bu sorumluluğu da
üstlenmek zorunda kaldı. İsa, insanlığa mesih pozisyonunda yollandığı halde, çevresindeki merkez
kişilerin sorumluluklarını yerine getirmemeleri sonucu, zamanının önemli bir bölümünü, gerçekte
Yahya’nın misyonu olan, insanları mesihi kabul edebilmeye hazırlamakla geçirdi. Aksi takdirde
gerekli temeller oluşmayacak idi. O nedenle Tanrı’ya yardıma hazır insanlar, iman yaşantıları
boyunca, misyonlarını yerine getirmede başarısız olmuş diğerlerinin sorumluluklarını da üstlenmeye
hazır bir yaklaşımı benimsemelidirler.

7) Yeryüzünde ekilen tohumların ürünleri, yerine getirilen şartların sonuçları, bu dünyada alınma-
sı bile , ruh dünyasında mutlaka alınır. İsa, yalnız ve reddedilmiş bir figür olarak çarmıha gerildiği
halde, tüm ayartma ve zorluklara rağmen sarsılmayan imanı, onun Şeytana karşı kazandığı ruhsal
zafer için bir büyük temel oluşturdu. Bu başarısı, ona, ruh dünyasında, insanları, kendisine iman
etmeleri kanalı ile kurtarabilecek çalışma gücünü de kazandırdı. İsa’nın imanının meyveleri,
fizik dünyada bir milyarın, ruh dünyasında ise milyarlarca Hıristiyanın bünyesinde dolaylı olarak
da Hıristiyanlığın tüm dünyadaki ruhsal etkisinde kendini gösterdi.

8) Mesihlik pozisyonu, gerçek ebeveynlik pozisyonu ile eşdeğerdir. Eğer mesihlik misyonu, yalnızca
bir bireyin Tanrı ile mükemmel birlik içinde çalışması ile tamamına erdirilebilse idi, İsa, yaşadığı
mükemmel standarttaki yaşamı ile bunu başaran kişi olurdu. Oysa ki, tarih, mesihin başlatması
gereken Tanrı’nın Mutlak Sevgi Egemenliği olgusunun henüz gerçeğe dönüşmemesi nedeni ile
İsa’nın mesihlik misyonunun tamamlanmadığına, açıkça tanırlık etmektedir. Eğer gerçekten de
bu misyon tamamlanmış olsa idi, o misyonun başarısının oluşturacağı şartların bugün de devam
ediyor olması gerekirdi. Mesihlik misyonu ancak, gerçek ebeveynler, yeryüzündeki Göklerin
Krallığı’nın başlangıç noktasını oluşturacak günahsız bir soyu tesis ettiklerinden tamamına erdiri-
lecektir.
 

SONUÇ

İsa’nın yaşantısı, düşmüş insanlığa, Tanrı idealinin nasıl olması gerektiği konusunda rehberlik
eden bir örnek idi. İsa, mesih olarak, kendisinden önce gelen tüm diğer merkez figürlerin hep-
sinden daha fazla Tanrı’nın kalbini, o ve O’nun kaybettiği çocuklarını yeniden kendisine dön-
dürme yolundaki sabırsız isteğini algıladı. İsa, sahip olduğu bu kalp standardını başkaları ile de
paylaşmak istemesine rağmen, ne yazık ki , insanlar kendisini gereği gibi anlayamadılar ve
tamamen Tanrı’ya adanmış yaşamı, büyük bir yalnızlık içinde trajik bir ölüm ile son buldu. Karak-
terinin saflığı ve sözlerinin gerçekliği ise, zaman içerisinde ve bugün gerek fizik gerekse de ruh
dünyasında milyarlarca insanın kendisini izlemesinin de tanıklık ettiği gibi doğrulandı. Bıkıp
usanmadan anlatmaya çalıştığı ve kendisine tamamen düşman bir çevre içinde kurmak için umut-
suzca çaba sarfettiği ideal dünya olgusu, belki kendi yaşam dilimi içinde gerçekleşemedi ama atmış
olduğu temeller ve insanlığın kurtuluşu yönünde büyük bir bedel olan ölümü,bu olguya ulaşılması
yolunda önemli bir adım oluşturdu.

Söz konusu ideal dünya, gerçek ebeveynler tarafından başlatılacağı için İsa’dan bu yana gelişen
onarım takdiri çalışması da o nedenle, onlara hazırlık olacak dünya çapındaki temellerin oluşma-
sını merkez alacak şekilde gelişti. Bu takdirsel gelişim sürecinde,merkezi sorumluluk Hıristiyan-
lığın yanısıra, İsa’dan altı yüzyıl sonra gelişen İslam inancına da düşmektedir. Yahudi, Hıristiyan
ve Müslüman inancındakiler gerçek ebeveynler için gerekli temelleri atan İbrahimi inancın birer
uzantıları oldukları için, her birinin , Tanrı’nın ana onarım takdiri içerisinde hayati takdirsel
rolleri bulunmaktadır.

Bir sonraki konumuzda, onarım prensiplerinin, ikibin yıllık Hıristiyan tarihi içerisinde, nasıl
bir kurtuluş yöntemi izlediği ve yöntemin İbrahim’den İsa’ya kadarki dönem içindeki gelişmeler
ile çizdiği paralelikleri ele alacağız. Bu takdirsel tesadüfler, Hıristiyanlığın, dünyanın gerçek
ebeveynler olgusuna hazırlanmada üstlendiği özel rolü kanıtlamaktadır.
 

 
 



 I Başa dön I Ana Sayfa I E-Posta I
 
 
Copyright © 1998 DÜNYA BARIŞI İÇİN AİLE FEDERASYONU VE BİRLİK. All rights reserved.